AVRUPA’NIN MERAKI VE KAÇAK HACILAR: 1503-1814

Bu bölüme ne başlık koyacağım konusunda biraz tereddüt ettim. Çünkü çok farklı bir dönem. Avrupa’nın ve Avrupalıların doğuya olan ilgisi artıyor. Doğu ve İslam ile ilgili duydukları mistik hikayelerin bir kısmı doğru ama çoğu uydurma. Zihinlerinde filler ve develerden oluşan bir mistik dünya kurmuşlar. Bir kısmının merakı onları hacı kılığına girerek bu diyarlara sürüklüyor, bir kısmını ise (Türk filmi gibi olacak ama) kader bu topraklara sürüklüyor. Kaçak hacıların seyahatnameleri tatsız, biraz karışık, İncil hikayeleri araya karışmış, yanlış bilgiler var… Ama bir dış gözü görmek için okunmak istenebilir. Altı Avrupalı seyyahın hikayesi anlatılmış. Ama ben yalnızca ikisinin hikayesinden bahsedeceğim. İlki Joseph Pitts. Onbeş yaşındaki Joseph İspanyol sahiline yakın bir balıkçı gemisinde çalışıyor. Gemi Cezayirli denizciler tarafından esir alınınca Joseph Cezayir’e getiriliyor ve esir pazarında satılıyor. Onbeş yıl boyunca üç sahibi oluyor. Joseph’i ilk esir alan sahibi çok acımasız. İkincisi ise zorla dinini değiştiriyor. Üçüncüsü ise Joseph’i evlatlık olarak alıyor, Mekke’ye götürüyor ve orada azad ediyor. Pitts’in seyahatnamesinin çoğunlukla köleliği anlatmasını doğal karşılamak lazım. Seyahatname bazı kısımlarda beklenilmeyecek kadar dürüst. Cezayir’de kölelere şiddetin neredeyse hiç yaşanmadığını söyleyen Joseph, kendi sahibinin istisnai bir şekilde zalim olduğunu söylüyor. İngiltere’de dinine bağlı ve dindar bir Hristiyan olan Joseph, ikinci sahibi zorla onu müslüman yapınca bir yolunu bulup kaçmaya karar veriyor. Üçüncü kez satılıyor. Yeni sahibi çok merhametli bir adam ve Joseph’e öldükten sonra tüm malını miras bırakacağını vaadediyor. Onu hacca götürüyor ve birlikte hac yapıyorlar. Bu sayede Joseph hac yapan ve bunu kaleme alan ilk İngiliz oluyor. Yalnız seyahatnamesinden de anlaşılacağı üzere bu hac içindeki eski dinine olan bağlılığını perçinliyor ve bir yolunu bulup kaçıyor. Yıllar sonra Cambridge’e yerleşen Joseph (True and Faithful Account of the Religion and Manners of the Mahometans) İslam dinin doğru ve hakikatli anlatımı isimli kitabı kaleme alıyor. Çok düz bir İngilizce anlatımıyla yazılan bu seyahatnamede Joseph gerçekten dediği gibi “doğru ve hakikatli” olmaya gayret gösteriyor. Joseph Pitts’in bu seyahatnamesi Daniel Defoe’nun okuduğu ve Defoe’nun yazı stiline ilham verdiği söyleniyor. Bu da günün ilginç bilgisi olarak kayda geçsin 🙂

İkinci  seyahatnameyi ise hem seyyahın kimliği hem de haccı yaptığı zamanın kritik önemi sebebiyle seçtim. Bu kişinin diğer seyyahlardan farkı Avrupalı bir asil ve Müslüman olması. 1807 yılında yazdığı seyahatnameyi Ali Bey Al-Abbasi ismiyle imzalamış. Seyahatin başlangıcı muazzam derecede ilginç. Ali Bey (henüz kendisi Müslüman olmamış) 1802 yılında Sir Joseph Banks’i ziyaret eder. Afrika Birliğinin başkanı olan Sir Joseph Banks Afrika’nın botanik haritasını çıkarmak için birçok kaşifi finanse eder. Yalnız yolların güvensizliği ve zorluğu sebebiyle bu keşiflerin hemen hemen hepsi amacına ulaşamaz. Aralarında istişare eden birlik en güvenli yolun müslüman kılığına girerek bir hac kervanına katılmak ve Afrika’ya hicaz yolundan ulaşmak olduğuna karar verirler. Yolculuğun uzun olması ve çalışmalar da göz önüne alınınca bu sekiz yıllık bir proje olacaktır. Bir botanik haritası için sekiz yıllık proje yapmak… Ali Bey bu projeye gönüllü olur. İlk olarak Fas’a gider. Amacı buradan bir kervana katılıp hac yolculuğunu yapmaktır. Yalnız zaman tehlikeli bir zaman. Osmanlı düşüş döneminde ve hac topraklarında Vahabiler yükselişte. Mısır’a geldiğinde Muhammad Ali’nin vazifede olduğunu görür ve kendisinin Mısır’da olduğunu gizler. Zira Osmanlı ile dengelerin hassas olduğu bir dönemdir ve isminin Muhammed Ali ile anılmasını istemez. Harem’e vardığında Harem’in 45 bin Vahabi askerinin gözetiminde olduğunu görür. Türk hacıların kervanıyla karşılaşır. Hacılar Osmanlı geleneği olan Medine-i Münevvere için İstanbul’da dokunan kilimleri taşımaktadır. Vahabiler Türk hacıların kervanını durdurur ve kilimleri bırakmadan devam edemeyeceklerini söylerler. Vahabiler kervanın emirine yanlarındaki kadınları, askerleri geri yollamalarını ve belli bir miktar haraç parası vermelerini  aksi takdirde hac yapamayacaklarını söyler. Emir bu şartları kabul etmez ve geri dönmek zorunda kalırlar. Tüm bunlara şahitlik eden Ali Bey haccını tamamlar, yalnız güvenlik sıkıntısından dolayı Medine’yi ziyaret edemez.

Ali Bey 1818’de tekrar hac yapmaya niyetlenir. Yalnız Suriye’ye vardığında vefat eder.

Reklamlar

İbn Battuta’nın Hac Seyahatnamesi

Ortaçağın en büyük seyyahının aslında bu yolculuğa yalnızca hacca gitmek için çıktığını biliyor muydunuz? İslam dünyasının Marco Polo’su dersem Marco Polo’yu gözümde fazla büyütmüş olurum. Çünkü İbn Battuta gittiği yerleri dışarıdan bir gözle değil içeriden bir gözle ve dille yaşamış. Gittiği kimi yerlerde hayatlar kurmuş, evlenmiş, çocukları olmuş. Yirmi küsür yıl sonunda evine yani Fas’a döndükten sonra dönemin hükümdarı seyahatnamesini yazmasını kendisinden istemiş. Herşeyin bir hac yolculuğuyla başlaması hatrıma dili sürçüp şefaat istemek yerine seyahat ya Resulallah diyen Evliya Çelebi’yi getirdi. Yıl 1326…İslam hukuku eğitimini yeni tamamlamış İbn Battuta. 23 yaşında. Hacca gitmeye niyetleniyor. Annesi ve babası henüz hayatta. Ortalama bir yıl ya da biraz daha fazla süreceğini düşünüyor seyahatinin. Dönünce Sultan’ın sarayında bir vazifeye başlarım ve annemin babamın yanına dönerim diye niyetleniyor. Kısa bir süre olmasına rağmen yola çıkarken annesi ve babasını bırakmak zor geliyor. Sanırım her seyyahın aklındaki ilk endişe bu. Arkasında bıraktıkları… Bir yıl dediğime bakmayın yola çıkıp hastalanıp dönemeyen çok oluyor o dönemde. Bu yüzden dönmeyedebilir. Fas’ı ziyaret eden iki alim onu seyahat kervanına almayı teklif ediyor. Bu şekilde yola çıkıyor. İbn Battuta’nın diğer seyyahlardan farkı hac yolculuğunda yolda gördüğü ve işittiği alimler, şeyhler, zaviyelere uğrayıp buralardan feyz alması olmuş. Örneğin benim okuduğum bir kısımda yolda bir Şazeli dergahına denk geliyor ve dergahındaki Şazeli zikirine katılıyor. Beni seyahatnamenin başka etkileyen bir kısmı ise mübarek ağaç kıssası oldu. Mekke’ye giderken şimdiki Ürdün sınırlarından geçiyorlar. Burada bir ağaç ile karşılaşıyorlar. Hepimiz Hz Muhammed’in hayatındaki bu hadiseyi biliriz. Efendimiz sav. henüz çocukken amcası Ebu Talip ile ticaret kervanlarında seyahat ederdi. O dönem yaşayan bilge bir rahip olan rahip Bahira peygambere gölge yapan küçük bir bulutu görüp kervanda özel birisinin olduğunu anladı ve Efendimizle bu mübarek ağacın altında tanıştı. Orada Ebu Talip’e peygamberi koruması için uyardı. Bu ağaç bugün dahi bir çölün ortasında yeşil dallarıyla canlı ve duruyor. Benim için büyük önem arzettiğinden resmini bloğumun resmi yapmıştım. İbn Battuta bu ağacı ziyaret ediyor. Yalnız o gün ağacın yanında bir mescitte varmış. Biz ziyaretimizde öyle bir mescit görememiştik. Hac ibadetinden sonra İbn Batuta Kuzey Afrika,  Hindistan ve Çin’i de ziyaret ediyor. Seyahatnamenin diğer kısımları kitapta mevcut değildi. Ama insan kesinlikle okumaya hevesleniyor. Ortaçağ hac seyahatanemleri içerisinde en keyif alarak İbn Battuta’nınkisini okudum. Sanırım bu da gördüğü mürşid kişilerle olan yaşadıkları, katıldığı zikir ve meclisler, Mekke’de karşılaştığı sufilerin hikayelerini anlatmasından dolayı oldu 🙂

Ortaçağ dönemi hac seyahatnameleri

Michael Wolfe hac seyahatnamelerini beş kısımda anlatıyor. Dönem dönem takip etmek ve okumak güzel. Bu şekilde tarihi olayları ve o dönemdeki coğrafyayı da takip edebiliyorsunuz. İlk olarak ortaçağ döneminden başlamış. Bu kitapla birlikte çok şeye şaşırdım ve yeni öğrendim. İslam tarihine ilgi duyuyorum demek kolaymış. Asıl şimdi cahilliğimle yüzleştim. 1050 yılının seyahatnamesi İranlı Nasır Hüsrev’e ait. Hüsrev, Şiiliğin bir kolu olan İsmaililiğe bağlı. Tarih bu kadar eskiyken İsmaililik ne ara başladı diye kendine soruyor insan. Etrafa da sordum ama cevap alamadım 🙂 Bilen varsa paylaşırsa sevinirim. Sünni ağırlıklı bir coğrafyada İsmaililerin hakim olduğu bölgelerden seyahatini yapıyor. O dönem Kahire’de Fatimiler hükmediyor. 42 yaşında yola çıkıyor. Selçukluların İsmaililere karşı tutumu sert. Buna rağmen her hacı gibi ilk olarak görevinden istifa ediyor. (Yıllar sürebilecek bir seyahat) Her yıl Horosan’dan hac için yola çıkan kervana katılıyor. Yollar çok tehlikeli. Bu seyahatnamelerde öğrendiğim bir şey de hac yolundaki eşkıyaların çokluğu oldu. Hüsrevin anlatımına göre 1050’li yıllarda bir bölgeye girince o bölgenin eşkıyasına seni ve kervanını koruması için belli bir miktar para veriyorsun. Yeni bir bölgeye geçince ise başka bir gruba yeni bir para vermen gerekiyor. Hüsrevin seyahatnamesi ne yazık ki dönemin Mekkesinin ve Medinesinin tasvirini yapmamış. Muhtemelen kutsal şehirler bütün müslümanlar tarafından detaylı olarak bilindiği için bahsetmiyor. Ağırlıklı olarak anlattığı hac yolculuğunun zorlukları.

Bir sonraki seyahatname ise İspanya’dan. Dönemin Endülüs Emevi devletinden Ibn Cubeyr’in hac seyahatnamesi. (1183-84) Tabi ki seyahatnameden seçilen kısımları okuyorsunuz. İbn Cübeyir birçok hacı gibi ilk olarak kafileyle Mısır’a varıyor. Sonrasında ise Kızıl deniz üzerinden bir gemiyle Cidde’ye varıyor. Anlattığına göre henüz Cidde’de bir liman yok. Bu yüzden gemiye küçük kayıklar yolluyorlar ve gemiden bu kayıklara inilip sahile varılıyor. Endülüs’e geri döndükten 4 yıl sonra ise seyahatnamesini yayınlıyor.

Mekkeye Giden Bin Yol (One Thousand Roads to Mecca): Michael Wolfe

Nasıl buldum, nasıl önüme geldi bilmiyorum. Ama bu kitabın hikayesi Mekke’ye Giden Yol ile başladı. Muhammed Esed’in Mekke’ye Giden Yol kitabını geçen yaz okumuştum. Hep duyduğumuz ama okumadığımız kitaplar vardır.. Bu kitapta öyle bir kitaptı. Muhammed Esed Avusturyalı olmasına rağmen kitabı İngilizce yazmış. Orjinal dilinde bir nüsha bulana kadar okumadım. Sonrasında ise çok etkilendim. Kitabın aynı isimdeki belgeselini de izlemek fırsatım oldu. Muazzam bir belgeseldi. Özellikle Muhammed Esed’in 1920’lerde yaptığı haccın hikayesini dinleyince hac hikayeleri aramaya başladım. Sonrasında Martin Lings’in 1947 ve 1970’lerde yaptığı haccı anlattığı bir belgesele denk geldim. Kıtabı okumaya fırsatı olmayan muhakkak belgeseli izlemeli. Belgesel Esed’in hayatındaki önemli miltaşlarını ve gittiği ülkeleri tekrar ziyaret ediyor ve müslümanların bugünkü ve o günkü hallerini gözler önüne seriyor. Esed’in vizyonu ve bugünkü Pakistan, Kudüs, Suudi Arabistan’ı görmek çok ilginç. Belgeselden sonra araştırmaya devam ettim. Tarihini tam hatırlamamakla birlikte ilk İngiliz convert kadın müslümanın hac hikayesini bir kitapta yazdığını öğrendim. Lady Evelyn Cobbold (Tarih 1933 imiş ) Bu kitabı nereden bulurum diye araştırırken önüme çıktı “Mekke’ye giden bin yol” Aradığımı buldum derler ya, tam işte öyle. 1050’den başlayarak günümüze kadar tutulan hac seyahatnamelerini toplamış yazar. Her dönemin tarihi şartları, seyahat şartları değişik. Kimisi aylarca seyahat ediyor, kimisi varınca bir yıl kalıyor. Michael Wolfe bu seyahatnameleri bir kitapta toparlamış. Ben henüz hacca gidemedim. Allah inşallah nasip eder. Okuyunca insanın isteği de duası da artıyor. Nasip olana kadar en azından okumalı diyerek başlamıştım. Kitabın tek eksiği yazarın kendisinin de üzülerek bahsettiği Osmanlıca kaynaklara ulaşamadığı için bir Osmanlı hac seyahatnamesi olmuş. İbn Battuta’ya kadar geldim ama bu kitapla ilgili birkaç yazı yazsam ancak toparlarım.

Bismillah

Bismillah… Bu bloğu okuduğum kitapları paylaşmak için açtım. Üniversitedeyken okuduklarımı  anlatır ve paylaşırdım. Yalnız bir süredir bunu yapamaz oldum. Not etmek istedim ama onu da yapamadım. Belki internet ortamında olursa daha muntazam olarak kaydedebilirim. Çünkü insan anlatmak istiyor. Sesinin boşluğa gideceğini bilse dahi seslenmek istiyor. O kitaba aklım nasıl düştü, neden aldım, sonra nerede bırakmak istedim… Bunları da söylemek, yazmak istedim. Bismillah diyelim o vakit.. İnşallah hayırlara vesile olur.